Burcu Çetin Şeker Klinik Psikolog
Kendini Tanımak

Kendini Değerli Hissetmek Her Şeyi Hak Etmek midir?

· Güncellendi: · Burcu Çetin Şeker

Kendini Değerli Hissetmek Her Şeyi Hak Etmek midir?

İnsan neden kendisinin her şeyin en iyisine layık olduğunu düşünür? Hayatta her şeyin en iyisini elde etmek mümkün müdür? Daha da önemlisi, her şeyin en iyisi aslında nedir?

Peki, ben her şeyin en iyisini hak ediyorsam ve benim gibi milyonlarca insan daha en iyisini hak ettiğini düşünüyorsa, o zaman gerçekten iyi olanı kim elde eder?

Bu sorular üzerine düşünmeye başladığımda aklıma ebeveynlik, çocukların kendilik algısı ve onlara nasıl bir dünya resmi sunduğumuz geliyor.

Çocuğumuzun kendine güvenmesini, kendi kararlarını verebilmesini, başkalarının beklentilerine göre değil kendi istekleri doğrultusunda yaşayabilmesini isteriz. Elbette bunlar sağlıklı gelişim açısından önemli hedeflerdir.

Ancak burada ince bir ayrım var: Bir çocuğa kendisinin değerli olduğunu hissettirmekle, kendisinin herkesten daha özel ve ayrıcalıklı olduğu mesajını vermek aynı şey değildir.

Peki, bu ikisi arasındaki fark neden önemli?

Bir uçtan diğerine savrulmak

Birçok insan, yetiştiği aile ortamında kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı, başkalarını kendinden önce düşünmeyi ve çevresinin beklentilerine göre hareket etmeyi öğrenmiş olabilir. “El âlem ne der?” düşüncesiyle büyüyen, kendi isteklerini dile getirmekte zorlanan ya da başkalarını memnun etmek uğruna kendinden vazgeçen insanlar az değil.

Böyle bir deneyimin ardından ebeveyn olduğumuzda, çocuklarımızın aynı şeyleri yaşamasını istemeyebiliriz.

“Benim çocuğum kendini ezdirmesin.”

“Kendi kararlarını verebilsin.”

“Başkaları için yaşamasın.”

“Özgüveni yüksek olsun.”

Bunların hepsi anlaşılır ve değerli beklentiler. Sorun, çocuğun kendi değerini bilmesini desteklemekten değil, bu desteğin zaman zaman sınırları ve gerçekliği göz ardı eden bir yaklaşıma dönüşebilmesinden kaynaklanıyor.

Çocuğumuz üzülmesin, hayal kırıklığı yaşamasın, kendisini yetersiz hissetmesin diye her engeli ortadan kaldırmaya çalışabiliriz. İsteklerini karşılayabilir, yaşadığı sorunlarda hemen müdahale edebilir, başarısızlıklarında sorumluluğu dış koşullara yükleyebiliriz.

Bunu çoğu zaman sevgimizden ve onu koruma isteğimizden yaparız.

Ancak çocuklarımızı korumak isterken onlara nasıl bir mesaj verdiğimizi de düşünmemiz gerekir.

Çocuğumuz şu mesajı mı alıyor?

“Ben değerliyim. İhtiyaçlarım önemli. Zorlandığımda destek alabilirim ve sorunlarla baş etmeyi öğrenebilirim.”

Yoksa şu mesajı mı?

“Ben diğerlerinden daha özelim. İstediğim şeylere sahip olmalıyım. Bir şey yolunda gitmiyorsa mutlaka birileri bunu benim için düzeltmeli.”

Bu iki mesaj arasındaki fark, çocuğun kendisiyle ve dünyayla kurduğu ilişkinin gelişimi açısından önemlidir.

Kendini değerli hissetmek, ayrıcalıklı olmak demek değildir

Bir çocuğun kendisini sevilebilir, değerli ve yeterli hissetmesi, sağlıklı bir benlik algısının önemli parçalarındandır.

Ancak sağlıklı özdeğer, her zaman başarılı olmakla, istediği şeyleri elde etmekle ya da diğerlerinden daha iyi olmakla ölçülmez.

Kendini değerli hisseden bir çocuk da başarısız olabilir. Bir yarışmayı kaybedebilir, bir arkadaşından olumsuz bir yanıt alabilir, istediği bir okula giremeyebilir ya da bir konuda yeterince iyi olmadığını fark edebilir.

Bütün bunlar onun değerini ortadan kaldırmaz.

Buradaki temel mesele, çocuğun bu deneyimleri nasıl anlamlandırdığıdır.

Eğer çocuk, değerli olmanın her zaman kazanmak, beğenilmek ya da istediğine ulaşmak anlamına geldiğini öğrenirse, başarısızlık yalnızca bir sonuç olmaktan çıkıp kendisine yönelik bir tehdit gibi algılanabilir.

Buna karşılık, değerinin başarılarına bağlı olmadığını öğrenen bir çocuk, başarısızlığın üzüntüsünü yaşayabilir ama bu deneyimi kendisinin bütünüyle yetersiz olduğu sonucuna dönüştürmek zorunda kalmaz.

Aynı şekilde, kendisini değerli hissetmesi başkalarının da kendisi kadar değerli olduğunu kabul etmesine engel değildir.

Sağlıklı bir özdeğer duygusu, kendini başkalarından üstün görmek değil; kendini başkalarından üstün olmak zorunda hissetmeden de değerli görebilmektir.

Gerçeklikle karşılaşmak ve hayal kırıklığıyla baş etmek

Çocuklar büyüdükçe aile ortamının dışına çıkar ve farklı insanlarla, farklı beklentilerle ve farklı sınırlarla karşılaşırlar.

Okulda her zaman seçilen kişi olmayabilirler. Arkadaşları onların her isteğini kabul etmeyebilir. Bir konuda çok çabalamalarına rağmen istedikleri sonucu alamayabilirler.

Bu deneyimler çocuklar için zorlayıcı olabilir. Ancak aynı zamanda kendilerini ve başkalarını tanımaları, beklentilerini düzenlemeleri ve duygularıyla baş etmeyi öğrenmeleri için fırsatlar da sunar.

Burada amaç, çocuğa dünyanın acımasız olduğunu göstermek ya da onu erkenden hayal kırıklığına alıştırmak değildir.

Amaç, hayatın her zaman istediğimiz gibi ilerlemeyebileceğini, bunun da baş edilemez bir durum olmadığını deneyimlemesine alan açmaktır.

Çünkü çocuk, her güçlükte bir yetişkinin devreye girip sorunu ortadan kaldırmasına alışırsa, kendi başına deneyebileceği çözümleri keşfetme fırsatını daha az bulabilir.

Öte yandan, zorlandığında desteklenmesi, duygularının anlaşılması ve ihtiyaç duyduğunda yardım alabilmesi de en az kendi başına deneme fırsatı kadar önemlidir.

Sağlıklı gelişim, çocuğu bütün zorluklardan uzak tutmakla ya da onu zorluklarla tek başına bırakmakla değil; güvenli bir ilişki içinde deneyim kazanmasına ve giderek kendi kaynaklarını geliştirmesine alan açmakla desteklenir.

Her hayal kırıklığı bir yıkım değildir

Çocuğumuzun bir şey istediğinde “hayır” yanıtını alması, arkadaşının onu oyuna dahil etmemesi ya da bir hedefe ulaşamaması, kendilik algısının gelişiminde farklı duygusal deneyimler yaşamasına neden olabilir.

Bu deneyimleri doğrudan birer narsistik kırılma olarak değerlendirmek doğru olmaz. Her çocuk aynı durumu aynı biçimde yaşamaz ve her hayal kırıklığı kalıcı bir iz bırakmaz.

Ancak çocuk, hayal kırıklığı yaşadığında duygularını tanımayı, bunları düzenlemeyi ve yeni bir yol bulmayı öğrenebilir.

Örneğin, istediği oyuncağı alamayan bir çocuğun üzülmesi doğaldır. Ebeveynin görevi, bu üzüntüyü hemen ortadan kaldırmak değildir.

“Bunu çok istediğini biliyorum. Alamamak seni üzdü.”

Bu cümle, çocuğun duygusunu gördüğümüzü ve anladığımızı gösterir. Fakat duygusunu anlamamız, kararımızı değiştirmemizi gerektirmez.

Çocuk hem üzülebilir hem de sınırın değişmediğini deneyimleyebilir.

Böylece şu iki mesajı aynı anda alabilir: “Duygularım önemli” ve “Her istediğim gerçekleşmek zorunda değil.”

Bu ayrım, çocukların hem kendileriyle hem de başkalarıyla kurdukları ilişkiler açısından değerlidir.

Çünkü hayat boyunca her istediğimizi elde edemeyeceğiz. Her zaman seçilmeyecek, onaylanmayacak ya da anlaşılmayacağız. Bazen çabaladığımız hâlde başarısız olacağız.

Bütün bunlar yaşanmaması gereken istisnalar değil, hayatın doğal bir parçasıdır.

Önemli olan, bu deneyimlerin karşısında kendimizi bütünüyle değersiz hissetmeden durabilmeyi öğrenebilmektir.

Sevgiyle birlikte baş etme alanı tanımak

Çocuğumuza sunabileceğimiz en önemli şeylerden biri, onu yalnızca başarılı olduğunda değil, zorlandığında da kabul eden güvenli bir ilişkidir.

Ancak sevgi, her sorunu çözmek ya da her isteği karşılamak anlamına gelmez.

Bazen çocuğumuzun kendi çözümünü bulmasını beklemek, bazen sınır koymak, bazen de onun yerine yapabileceğimiz bir şeyi yapmayıp denemesine fırsat vermek gerekir.

Elbette burada çocuğun yaşı, gelişim düzeyi, ihtiyaçları ve içinde bulunduğu koşullar belirleyicidir. Her çocuğun aynı desteğe ya da aynı sorumluluğa hazır olması beklenemez.

Önemli olan, çocuğumuzun her zaman güçlü olmasını beklemek değil; zorlandığında güçsüz hissetmesinin de kabul edilebilir olduğunu bilmesini sağlamaktır.

Bir şey başaramadığında değerinin azalmadığını, hata yaptığında ilişkisinin tehlikeye girmediğini ve bir sorunla karşılaştığında hem kendi kaynaklarına hem de ihtiyaç duyduğunda başkalarının desteğine başvurabileceğini deneyimlemesi önemlidir.

Çocuğumuza hayatın bütün kapılarını açamayız. Her engeli ortadan kaldıramayız. Her hayal kırıklığını önleyemeyiz.

Ama onun bu deneyimlerle karşılaştığında kendisini nasıl gördüğünü, duygularıyla nasıl ilişki kurduğunu ve çözüm üretmek için hangi kaynaklara başvurabildiğini destekleyebiliriz.

Belki de çocuklarımıza verebileceğimiz en önemli mesajlardan biri şudur:

“Sen değerlisin. Ama değerli olman, her şeyin istediğin gibi olacağı anlamına gelmiyor. İstediğin olmadığında da senin yanındayım. Birlikte düşünebilir, deneyebilir ve yeni yollar bulabiliriz.”

Çünkü mesele, çocuklarımızın her şeyin en iyisine sahip olduklarına inanmalarını sağlamak değil; sahip olduklarından bağımsız olarak kendilerini değerli hissedebilmelerini ve hayatın getirdikleriyle baş edebileceklerini öğrenmelerini desteklemektir.

Not: Bu yazı bir çocuk yetiştirme reçetesi sunmak amacıyla değil; ebeveynlik tutumları, özdeğer ve sınırlar üzerine düşünmeye alan açmak amacıyla hazırlanmıştır.

Ebeveynlikte zorlandığınız konularda nasıl çalıştığımı aile ve ebeveynlik sorunları sayfamda bulabilirsiniz. Bu konuda bilgi almak için bana ulaşabilirsiniz.

Bilgi almak için ulaşın

Bu yazının ilk hâli 13 Haziran 2022'de Doktortakvimi'nde yayımlanmış, 2026'da güncellenmiştir.

Bu konu size tanıdık geldiyse

Bir ön görüşmeyle ihtiyacınızı birlikte değerlendirebiliriz. Randevu talebiniz kayıt altına alınır, en kısa sürede dönüş yapılır.

Randevu Talebi

Diğer yazılar